BİR HEGOMONYA KURAMINA BAĞIMLILIK: "BU MEDYAYA İNANANA ELİMDE SATILIK KÖPRÜ VAR."
@mevsim_06
•
24 Ocak 2026
•
4 gün önce
- Ters hegomonya tuzağı.
Demokrasi, halkın siyasi denetimi doğrudan doğruya kendi özgür iradesiyle tayin edeceği yönetim biçimi olarak tanımlanabilir. Ancak yanlı medya ve propaganda, bu temel ilkeyi zedeleyerek demokrasiyi taraflı bir yapıya indirgeyebilir. Bilginin çarpıtıldığı bir ortamda halkın iradesi özgür değil, yönlendirilmiş olur.
Bu durumu günümüzdeki düşünce biçimine uyarlayan isimlerden biri Noam Chomsky’dir. Chomsky’ye göre propaganda, demokrasilerde baskının yerini alır. Medya aracılığıyla aksak, özgün düşünceden yoksun ve basitleştirilmiş bir kamuoyu yaratmaya yol açabilir. Böylece halk, karar aldığını zannederken aslında önceden belirlenmiş algılar doğrultusunda hareket eder.
Atatürkçü düşünce ise akıl, bilim ve eleştirel bilinç temeline dayanır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Basın milletin müşterek sesidir” sözü, medyanın toplumu aydınlatma sorumluluğunu açıkça ortaya koyar. Yanlı medya, bu görevi terk ederek halkı bilgilendiren değil, yönlendiren bir araca dönüştürür. Halkın oluşturacağı bütünsel yada zıt düşünce kavramlarının aksine düşünülmesi istenen fikrin akıllara sokulması haline gelir.
- Küresel sermaye boğumuna kapılan yönlendirilme nedir?
Küresel sermayeye bağımlı halde bulunan propaganda olgusu, algılamayı düşünen bir yurttaş olmaktan çıkarıp, edilgen ve dolaylı üretime (düşünmeye) iten bir kitleye dönüştürür. Oysa Atatürkçü demokrasi anlayışı; sorgulayan, bilinçli ve bağımsız bireyler üzerine kuruludur. Bu nedenle gerçek demokrasi, ancak tarafsız medya, özgür düşünce ve güçlü bir eleştirel akılla mümkündür.
Bunu söylediğimizde konu elbet yanlış anlaşılabilir. İdeolojik olarak savunulan konunun belli bir tarafa yakın olması kaçınılmazdır. Ancak toplam medyanın tek el tarafından yönetilmesi ve dönüştürülmesi, özgürce oluşan görüşün yansıtılımasını farklı bir eksene kaydırır.
Özellikle baskıyla elde tutulan ve kamuoyunu kendi çıkar ilişkilerine eviren bir tutum sergilemeye çekilir. Gelinen noktada serbestçe bakış açısı beyan etmek isteyen gazeteci, spiker, yazar rızasını ortaya koyamayan bir hal alır. Emir komuta zincirine boyun eğmek!
- Doğru haberci nasıl olunur?
Uğur Mumcu’nun doğru haberciliği, gerçeğe sadakat, belgeye dayalı çalışma ve kamusal sorumluluk ilkeleri temelinde gelişir. O, haberi bir “aktarış” değil, aydınlatma görevi olarak görmüş; söylentiye, ima yoluyla ulaştırmaya ve güç odaklarının dayattığı anlatılara itibar etmemiştir. Her iddiayı belgeyle desteklemiş, kaynağını açıklamış ve okurunu kuşkuya değil bilince davet etmiştir. Mumcu için gazetecilik, hız değil doğruluk, sansasyon değil hakikat meselesiydi.
Onun haberciliğinde bağımsızlık, yalnızca siyasal iktidara karşı değil; sermayeye, gizli yapılara ve dış etkilere karşı da kararlı bir duruştu. Emperyalizm, tarikat-siyaset ilişkileri, silah kaçakçılığı ve devlet içindeki karanlık ağlar gibi konuları yazarken, bedel ödemeyi göze alan bir etik cesaret sergiledi. Bu nedenle Uğur Mumcu’nun gazeteciliği, tarafsızlık adı altında eşit mesafe değil; halktan ve cumhuriyetten yana taraf olma anlayışıdır.
Bugün Uğur Mumcu’nun mirası, doğru haberciliğin ölçüsünü belirler. Onun kalemi, yalnızca haber yazmadı; demokrasinin ancak aydınlanmış bir toplumla mümkün olduğunu hatırlattı. Bu yüzden Uğur Mumcu, yalnızca bir gazeteci değil; doğru haberciliğin hâlâ yenilmemiş pusulasıdır.
Demokrasi, halkın siyasi denetimi doğrudan doğruya kendi özgür iradesiyle tayin edeceği yönetim biçimi olarak tanımlanabilir. Ancak yanlı medya ve propaganda, bu temel ilkeyi zedeleyerek demokrasiyi taraflı bir yapıya indirgeyebilir. Bilginin çarpıtıldığı bir ortamda halkın iradesi özgür değil, yönlendirilmiş olur.
Bu durumu günümüzdeki düşünce biçimine uyarlayan isimlerden biri Noam Chomsky’dir. Chomsky’ye göre propaganda, demokrasilerde baskının yerini alır. Medya aracılığıyla aksak, özgün düşünceden yoksun ve basitleştirilmiş bir kamuoyu yaratmaya yol açabilir. Böylece halk, karar aldığını zannederken aslında önceden belirlenmiş algılar doğrultusunda hareket eder.
Atatürkçü düşünce ise akıl, bilim ve eleştirel bilinç temeline dayanır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Basın milletin müşterek sesidir” sözü, medyanın toplumu aydınlatma sorumluluğunu açıkça ortaya koyar. Yanlı medya, bu görevi terk ederek halkı bilgilendiren değil, yönlendiren bir araca dönüştürür. Halkın oluşturacağı bütünsel yada zıt düşünce kavramlarının aksine düşünülmesi istenen fikrin akıllara sokulması haline gelir.
- Küresel sermaye boğumuna kapılan yönlendirilme nedir?
Küresel sermayeye bağımlı halde bulunan propaganda olgusu, algılamayı düşünen bir yurttaş olmaktan çıkarıp, edilgen ve dolaylı üretime (düşünmeye) iten bir kitleye dönüştürür. Oysa Atatürkçü demokrasi anlayışı; sorgulayan, bilinçli ve bağımsız bireyler üzerine kuruludur. Bu nedenle gerçek demokrasi, ancak tarafsız medya, özgür düşünce ve güçlü bir eleştirel akılla mümkündür.
Bunu söylediğimizde konu elbet yanlış anlaşılabilir. İdeolojik olarak savunulan konunun belli bir tarafa yakın olması kaçınılmazdır. Ancak toplam medyanın tek el tarafından yönetilmesi ve dönüştürülmesi, özgürce oluşan görüşün yansıtılımasını farklı bir eksene kaydırır.
Özellikle baskıyla elde tutulan ve kamuoyunu kendi çıkar ilişkilerine eviren bir tutum sergilemeye çekilir. Gelinen noktada serbestçe bakış açısı beyan etmek isteyen gazeteci, spiker, yazar rızasını ortaya koyamayan bir hal alır. Emir komuta zincirine boyun eğmek!
- Doğru haberci nasıl olunur?
Uğur Mumcu’nun doğru haberciliği, gerçeğe sadakat, belgeye dayalı çalışma ve kamusal sorumluluk ilkeleri temelinde gelişir. O, haberi bir “aktarış” değil, aydınlatma görevi olarak görmüş; söylentiye, ima yoluyla ulaştırmaya ve güç odaklarının dayattığı anlatılara itibar etmemiştir. Her iddiayı belgeyle desteklemiş, kaynağını açıklamış ve okurunu kuşkuya değil bilince davet etmiştir. Mumcu için gazetecilik, hız değil doğruluk, sansasyon değil hakikat meselesiydi.
Onun haberciliğinde bağımsızlık, yalnızca siyasal iktidara karşı değil; sermayeye, gizli yapılara ve dış etkilere karşı da kararlı bir duruştu. Emperyalizm, tarikat-siyaset ilişkileri, silah kaçakçılığı ve devlet içindeki karanlık ağlar gibi konuları yazarken, bedel ödemeyi göze alan bir etik cesaret sergiledi. Bu nedenle Uğur Mumcu’nun gazeteciliği, tarafsızlık adı altında eşit mesafe değil; halktan ve cumhuriyetten yana taraf olma anlayışıdır.
Bugün Uğur Mumcu’nun mirası, doğru haberciliğin ölçüsünü belirler. Onun kalemi, yalnızca haber yazmadı; demokrasinin ancak aydınlanmış bir toplumla mümkün olduğunu hatırlattı. Bu yüzden Uğur Mumcu, yalnızca bir gazeteci değil; doğru haberciliğin hâlâ yenilmemiş pusulasıdır.
Yorumlar
Henüz yorum yok.
Giriş yap
yaparak yorum bırakabilirsin.