LOGO

ÜNİVERSİTELER: BİLİM YUVASI MI? PİYASA APARATI MI?

@rumeys_07 25 Ocak 2026 3 gün önce
Bir üniversite, gerçeğin peşinde koşan bir bilim yuvası mıdır; yoksa sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillenen bir piyasa aparatı mı? Bugün bu soruyu sormak, yalnızca akademik bir tartışma değil; Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinin bir parçasıdır. Şu an hangi bölümü okursak okuyalım önümüzde mezun olunca yapacağımız veya yapamayacağımız gelecek senaryoları canlanıyor. Çünkü şu an yarınımızı bile kesin bir şekilde göremiyoruz. Şu an ülkemizde 129 devlet ve 78 vakıf üniversitesi var peki bunların kaçı bize bilimi öğretmek istiyor?
Mustafa Kemal Atatürk “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” Sözünde bilimin bilginin bir piyasa, bir şirket üzerinden sunulması için değil Türk gencine yol göstermek için söylemiştir. Oysa şu an bilgileri öğrenmiyoruz satın alıyoruz bazılarına göre doğru olan bilgileri…
Eğitimin bir ticari mal, bizlerin ise müşteri haline getirildiği bu düzende asıl soru şudur: Üniversite gençliği olarak biz bu tablo karşısında nerede durmalıyız? Biz; bilimi sermayeye hâkim üst sınıfa değil halkın hizmetine sunma sorumluluğunu taşımalı, yüksek eğitim, ayrıcalıklı bir azınlığın değil, toplumun tüm kesimlerinin yararına üretilmelidir. Özel üniversiteler, eğitimin kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp piyasa koşullarına terk edilmesinin en görünür örneklerinden biridir. Bu kurumlarda eğitim, bilimsel bir süreçten çok satılabilir bir hizmet olarak sunulmakta; üniversite, bilgi üreten bir yapıdan ziyade kâr odaklı bir işletmeye dönüşmektedir.
Yüksek ücretler, bursların bir pazarlama aracına indirgenmesi ve “müşteri memnuniyeti” söylemi, bizi öğrenen bir özne olmaktan çıkarıp tüketici konumuna itmektedir. Bu anlayış, bilginin niteliğini ve özgürlüğünü zedelediği gibi eğitimde fırsat eşitliğini de derin biçimde aşındırmakta; üniversiteleri bilimin değil piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillenen aparatlar hâline getirmektedir. Biz bilimi sermayeye değil, halka borçlu bir üniversite istiyoruz. Biz müşteri değil öğrenci olmak istiyoruz.
Türkiye’de bilimin ve eğitimin siyasal müdahalelerle yönlendirilmesi, yalnızca günümüz üniversitelerine özgü bir sorun değildir. Bu durumun kökleri, Cumhuriyet’in halkçı ve kamucu eğitim anlayışından kopuşun başladığı yıllara kadar uzanır. Bu durumun en somut örneği köy enstitülerinin siyasi baskılarla kapatılmasıdır. Uzak, eğitimin ve bilimin ulaşamadığı köylerde her konuda eğiten bu kurumların kapatılması eğitimin Atlantikçi, NATO’ya girmek uğruna köy enstitülerini kapatan bir kesimin elinde olduğunu bize açık ve net bir şekilde gösteriyor. Türk gençliği batıcılığı medeniyetleşme olarak görmeyecek NATO’ya girmek adına kapatılan köy enstitülerimizi ilerilik olarak kabul etmeyecektir.
Türk gençliği kampüsleri bilim yuvasına getirecek, Türkiye’yi yükseltecek nesildir bu nedenle Kemalist devrim felsefesinden nasibini almamış kurumların eğitimimizi, üniversitelerimizi ele geçirmesine izin vermeyeceğiz. Atatürkçü anlayış ise bu tabloya karşı nettir:” Bilim özgür olmadıkça ilerleme olmaz.” Eğitim ne piyasanın ne de siyasetin arka bahçesi olabilir. Üniversiteler itaat eden değil, sorgulayan gençler yetiştirmek zorundadır.
Köy Enstitülerinin kapatılmasıyla başlayan eğitimden kopuş, bugün en görünür biçimini özel üniversitelerde bulmaktadır. Eğitim, giderek bir hak olmaktan çıkarılıp ticari bir hizmet haline getirilmiştir. Üniversiteler pazar, öğrenciler ise müşteri haline gelmiştir. Parası olan okur durumuna gelmiş ve eğitimde fırsat eşitliği burada yok olmaya mecbur hale getirilmiştir.

Bu durumda Türk gençliği olarak köşelerimize çekilip birinin kurtarmasını beklemektense hep beraber el ele verip gerek kampüslerimizi gerek ise ekonomimizi düzeltmek için tek yürek, tek yumruk olmalıyız. Bu sistem bizleri, ekonomimizi ve eğitimizi çürütüyor. Aklı hür, vicdanı hür Türk gençliği bu çürümeye izin vermeyecektir.

Yorumlar

Henüz yorum yok.

Giriş yap yaparak yorum bırakabilirsin.